Salı, Şubat 27, 2024
More

    SON EKLENENLER

    Beyin yorgunluğu ve hafıza sorunlarının sebepleri

    Beyin yorgunluğunun pek çok kişi için, şiddeti giderek artan bir problem haline geldi.

    © Copyright 2010 CorbisCorporationNöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, günümüzde cep telefonları, e-postalar, İnternet’teki sayısız sosyal mecra, trafik gürültüsü, iş yoğunluğu, kalabalık şehir hayatı derken, beyin yorgunluğunun pek çok kişi için, şiddeti giderek artan bir problem haline geldiğini söyledi.

    21. yüzyıla kadar beynimizin kontrolümüz dışında olduğuna inanılıyordu” diyen Dr. Yavuz, “Beynin kendi kaderini yine kendi belirlediği ve beyine dışarıdan müdahale imkânının çok sınırlı olduğu düşünülüyordu. Hâlâ bu inanışa sahip olanların sayısı bir hayli fazladır. Ancak artık bu düşünce değişmelidir. Ben 20 yıldır beyin konusunda çalışan bir doktor olarak, bilimdeki gelişmelerin ışığında, alzheimer ve diğer demans türlerinde hasta sayısı artsa bile, gelecekte hastalığın tedavisinde daha etkili olabileceğimizi düşünüyorum. Beyin hakkındaki iki çok önemli fikir çürütülmüştür. Biri, beynin çocukluk çağlarından sonra gelişmediği ve değişmediğidir. İkincisi ise yaş ilerledikçe beyin hücrelerinin giderek öldüğü ve gittikçe sayısının azaldığıdır. Bugün artık biliyoruz ki, çeşitli terapi ya da tekniklerle veya beyin egzersizleri ile hücreler arası yeni snapsisler (bağlantılar) oluşabilmektedir.

    Ayrıca beyin hücreleri yaş ilerledikçe ölmemekte, sadece hacimleri küçülmekte ve fonksiyonları, sinyal gönderme özellikleri azalmaktadır. 70’li yaşlara gelindiğinde beyin kan dolaşımı yüzde 20-25 civarında eksilir. Bu azalma nöronların küçülmesinden dolayıdır. Çünkü daha az doku, az kan dolaşımı gerektirir. O halde nöronların, hacimlerindeki azalmayı yani atrofiyi durdurabilecek yeni tedaviler geliştirebilirsek, beyin yorgunluğunu ve yaşlanmasını, haliyle demansiyel sendromları ortadan kaldırabileceğiz. Günümüzde insan beyninin ömrü en fazla 120 yıldır. Yani 120 yaşına ulaşan hemen herkes alzheimer olmaya mahkûmdur. Gelişen sağlık teknolojileri ve teşhis imkânları sürekli olarak ortalama yaşam ömrünü uzatmakta ama en fazla 120 yaşına gelince beyin durmaktadır. Bu yüzden ne yapıp edip beyin ömrünü uzatacak tedavi teknikleri ya da ilaçlar keşfetmek zorundayız” ifadelerini kullandı.

    Bir beyin hücresinin işlevselliğini kaybetmesi için metabolizmasının yavaşlaması ya da durması gerektiğini kaydeden Yavuz, “Eğer hücrenin metabolik aktivitesini devam ettirebilirsek onu fonksiyonel hale getirebiliriz. Nitekim Alzheimer hastalığı ile ilgili yapılan PET ve SPECT çalışmaları, öncelikli olarak hafıza ile alakalı beyin kısımlarında metabolik yavaşlama olduğunu göstermektedir. Hatta hastalığın asıl sebebinin bu metabolizma düşüklüğü olduğu iddia edilmektedir. Diğer taraftan günümüzün modern ve popüler tedavi tekniklerinden olan TMS (transkranial manyetik stimülasyon) uygulamalarının tedavi yapılan bölgede metabolizmayı normale getirdiğini, yine PET araştırmalarından bilmekteyiz. O halde Alzheimer ve diğer demans hastalarına, önce PET çekilip sonra metabolizma düşüklüğü olan beyin bölgelerine TMS uygulandığında, hastalığın temelden tedavi cihetine gidilebileceğini düşünmekteyim. Özellikle başlangıç dönemindeki hastaların bu tedavi ile tamamen düzelebilme şanslarının bile olduğu kanaatindeyim. TMS uygulamaları, sadece alzheimerda değil, unutkanlık ve beyin yorgunluğu durumlarında da çok işe yarayabilmektedir. Son yıllarda beslenme şekillerinin, beyin ve beden yaşlanmasını çok etkilediği yönünde neredeyse bir fikir birliği oluşmuştur” diye konuştu.

    BEYİN YORGUNLUĞU

    ‘Beyin yorgunluğu’na değinen Dr. Yavuz, “Beyin yorgunluğu, yaşa bağlı bellek bozukluğundan ve alzheimerdan farklı olarak sadece yaşlılık problemi olmayıp her yaşta görülebilir. Düzelebilen bir tablodur, beyin yorgunluğuna neden olan faktörler giderilince iyileşme olur. Beyin yorgunluğunda en çok karşılaştığımız şikâyetler, unutkanlık, odaklanamama, konsantrasyon eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, beyinde ağırlık hissi, dikkatsizlik, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme gibi belirtilerdir. Yeni şeyler öğrenmede problem vardır. Beynin kayıtlama merkezi alzheimerdaki gibi bozulmamıştır ancak yeni bellek kaydında gecikme ve zorlanma vardır. Kişi, okuduğu şeyleri anlamak için tekrar tekrar okumak zorunda kalır. Kitabın bir sayfası okunurken, bir önceki sayfaya sık sık bakılır. Ezber yapmak zorunda olanlar için daha da farklı bir sıkıntı vardır. Bunun için her zamankinden daha çok zaman harcanır” dedi.

    BEYİN YORGUNLUĞUNUN EKONOMİYE YANSIMALARI

    “Beyin yorgunluğu, hiç şüphesiz gerek bireysel gerekse milli ekonomiye çok zarar verir” diyen Yavuz, şu ifadeleri kullandı:
    “Verimlilik düşer, yeni şeyler üretmek neredeyse imkânsız hale gelir. Sorunlara pratik çözümler getirilemez. Analitik ve çözümleyici düşüncelerde olumsuz etkilenmeler olur. Yatırım ve bütçe planlamalarında hatalar yapılır.

    Her zaman başarılı bir grafik çizen bir yönetici, beyin yorgunluğu tablosuna maruz kaldığında, performans düzeyi hızla düşmeye başlar. Kişi kendisindeki değişiklikleri fark eder ama çoğu zaman adlandıramaz. Bunun bir rahatsızlık olduğunu düşünemez. Bazen de mevcut performans düşmesi, yaşlanma gibi nedenlere bağlanarak kılıf bulunmaya çalışılır. Sonuçta firmanın atılımları durur. Rakipleri öne çıkmaya başlar. Çoğu profesyonel firmada bu durum üst düzey yöneticiler tarafından fark edilir. Tablonun bir rahatsızlık olduğu düşünülmeden, yönetici kişinin görev pozisyonunda değişikliğe gidilir. Ya görevden alınır ya da daha pasif bir göreve atanır.

    Çalışanlar için de aynı şeyler geçerlidir. Kişisel üretim düşer. Çalışanın arkadaşları ile olan ekip ruhu ve diyaloglarında zedelenmeler belirmeye başlar. Daha sinirli ve alıngan olunur. Motivasyon düşer, her kademede genel bir isteksizlik fark edilir.
    Öğrencilerde de durum farklı değildir. Daha önce başarılı olan öğrencinin notları düşmeye başlar. Anne ve baba bu değişiklikleri er geç fark eder ve panik içinde çare aramaya başlar. Ebeveynler görülen olumsuz değişikliğe bir anlam veremez ve kendilerine göre nedenler bulmaya çalışırlar.”

    BEYİN YORGUNLUĞU VE HAFIZA SORUNLARININ SEBEPLERİ

    Şekerin zararlarına değinen Yavız, “Ne yazık ki şeker, hayatın içinde her zaman lezzetli bir tatlı olarak karşımıza çıkmaz, bazen bedende büyük hasarlara yol açan bir hastalığa dönüşür. Bilgi için söyleyelim: Bizim çay ya da kahvelerde ya da tatlılarda, tatlandırıcı olarak kullandığımız sukroz (sakaroz)’dur ve çay şekeri olarak bilinir. Früktoz, meyvelerdeki şekerdir. Gerek sükroz, gerekse früktoz, genel adıyla karbonhidratlar olarak ifade edilir ve bağırsaklarda glikoza dönüştürülerek kullanıma sunulur.

    Kan şekerinin yükselmesi de düşmesi de beyin fonksiyonlarını bozar. Glikoz yani kan şekeri, beynimiz için oksijen kadar önemlidir. Sinir hücreleri, glikoz olmadan yaşayamazlar. Bu nedenle vücudumuz, sindirim sistemi vasıtasıyla alınan çeşitli gıdalardan glikozu ayrıştırarak derhal beyine gönderir. Glikoz, beynin yüksek oktanlı yakıtıdır. Kan dolaşımı ile beyin hücrelerine ulaşan glikoz, burada mitokondri adı verilen termik santrallerde enerjiye çevrilir. Beynin hafıza özellikleri başta olmak üzere tüm fonksiyonları bu enerji ile gerçekleştirilir. Öğrenme faaliyetlerinin arttığı (örneğin sınav ya da seminer aktiviteleri) dönemlerde, nöronlar daha fazla glikoza ihtiyaç duyar. Bu yüzden yoğun zihinsel faaliyet gerektiren ortamlarda, zaman zaman dışarıdan şeker ile beyni desteklemek öğrenme kapasitesini artırabilir. Dolayısıyla yarım saat ya da bir saat aralıklarla bir fincan çay ya da kahve içmek veya ağza küçük bir tatlı almak uygun olabilir. Ancak öğrenme aktivitelerinde, beyin enerjisini artırmanın en iyi ve hızlı yolu, bizzat eczaneden konsantre glikoz almaktır. Bir bardak çay ya da limonata içine 50 gram kadar glikoz karıştırıp içmek, aracınıza uçak benzini koymak gibi süper bir performans sergileyebilir. Ancak dikkat: Bu uygulama, diyabet ya da gizli şeker hastalığı olanlar için tehlikeli olabilir! Diğer taraftan birçok bilimsel araştırma, sabahları kahvaltı yapmanın, öğrenme ve algılama aktivitelerini yükselttiğini göstermektedir. Bu nedenle asla kahvaltı yapmadan dışarı çıkmayınız” dedi.

    Latest Posts

    KAÇIRMAYIN